Türkiye Kamu-Sen

GENEL BAŞKAN İSMAİL KONCUK, KANAL B TV’YE KONUK OLDU

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 7 Haziran 2017 Çarşamba günü Kanal B TV’de yayınlanan “Güncel” programına katılarak, yaklaşan toplu sözleşme süreci ve çalışma hayatının önemli başlıklarına dair değerlendirmelerde bulundu.

 

KONCUK: FARKLI YERLERİN YAZDIĞI SENARYOLAR UYGULANDIKÇA BU ACILAR DEVAM EDECEK

 

Sözlerine Ramazan ayında İslam dünyasının yaşadığı acıların son bulması dilekleri ile başlayan Genel Başkan Koncuk; “İslam coğrafyası Ramazan ayını idrak ediyor ama ne yazık ki karışıklıklar var. Acı, gözyaşı dinmiyor. Uyum yok, huzur yok. İslam ülkeleri kendi içinde hala iç karışıklıklarla mücadele ediyor. İslam dünyası huzursuz. Diğer İslam ülkelerine göre iyi bir modeliz eksiklerimize rağmen. Yaşanan bu durum hiçbirimizi mutlu etmemektedir. Suriye’de yaşanan acılar, İran’da bugün yaşananlar ki acılarını paylaşıyoruz. Terörün her türlüsünü lanetliyoruz. İslam dünyasının artık bir yol bulması lazım. Bu kolay değil ama bir yol bulunmalı. Farklı yerlerin yazdığı senaryolar uygulandıkça bu acılar devam edecek.

 

Bu vesileyle, şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Bu terörle mücadelede sonuna kadar kararlılıkla devam etmeli. Umud ediyoruz ki, bu bela sıfır noktaya kadar düşürülür ve üzücü haberler almayız” dedi.

 

KONCUK: KAMU ÇALIŞANLARINA BÜYÜME VE REFAH PAYI VERİLMELİDİR

 

Memurun ekonomik kaybının her geçen gün giderek arttığını ifade eden Genel Başkan İsmail Koncuk, “Kamu çalışanlarına büyüme ve refah payı verilmeli” dedi. Koncuk, “Türkiye’de ekonomi iyi değil. Enflasyon oranına bakıldığında yüzde 11,72 yani yüzde 12 civarı. Enflasyon hesabı, vatandaşları ilgilendiren kalemler üzerinden yapılsa inanın bu yüksek rakamı ortaya çıkacaktır. Biz Türkiye Kamu-Sen olarak her zaman  şunu söyledik,  “Memurları, emeklilerimizi, dar ve sabit gelirlileri doğrudan ilgilendiren ikinci bir enflasyon hesap şekli olmalı” dedik. Benim cebimi ilgilendiren enflasyon kalemleri başkayken başka şeyler üzerinden enflasyonu hesaplamak vatandaşın enflasyonu anlamını taşımaz.

 

2015’te imzalanan Toplu sözleşmeye karşı çıktık, yanlış dedik. Usulün doğru olmadığını söyledik. İlgili konfederasyonu toplu sözleşme masasında uyardık, hükümeti uyardık ama imza yetkisi bizde değildi ve imzayı attılar. Ama yine de itirazlarımız bazı olumlu sonuçları da beraberinde getirdi. Yani olumlu şeyler var ise yetkili konfederasyon “Biz aldık” sanmasın. Bizim masadaki tavrımız bazı olumlu şeyleri de beraberinde getirdi.

 

O masada dünya sendikacılık literatürü ile örtüşmeyen tavırlar sergilenmesi sonuç alma anlamında bir katkı sağlamaz. İstemesini bilmiyor, muhatabı ikna edemiyorsanız arzu ettiğiniz sonucu alamazsınız. 2017 için yüzde 3+4 zam öngörüldü.  Bu yanlış bir yöntemdi. Yetkili konfederasyonun sorumluluğu çok büyük ama bunun yanı sıra zam politikaları da yanlış. Mevcut durumda, yüzdelik zam tespit ediliyor yani yüzde 3, enflasyon farkı oluşursa her 6 ay da bir zam yapılıyor.

 

Sayın Başbakan “Memurları enflasyona ezdirmedik” diyor. Bu tabir ne kadar doğru? Son beş aylık enflasyon ortalaması yüzde 6,17, kamu çalışanlarına verilen zam yüzde 3, rakamlar ortada. Enflasyon rakamı, maaş zammını yüzde 3,17 aşmış yani iki katından daha fazla. Haziran’da yüksek çıkması halinde yüzde 3’ün üzerinde kalan kısım kadarı biz Temmuz ayı itibariyle  enflasyon farkı zammı alacağız. Maliye Bakanı geçtiğimiz gün bir açıklama yapıyor, ‘Korkmayın enflasyon farkını vereceğiz’ diyor. Bunu zaten ödeyeceksiniz. Asıl mesele, kamu çalışanlarının, emeklilerin alım gücü reel olarak düşmüş olmasıdır. Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezi’nin yaptığı bir araştırma var. 2002 yılından bu yana Türkiye’nin ekonomik büyümesini değerlendirerek bir çalışma yaptık. Ortalama memur maaşı alan birinin alım gücü 1080 TL düşmüş. En düşük memur maaşı tam 525 TL azalmış. Demek ki memurların enflasyon . oranında zam alması onların alım gücünde bir artış meydana getirmiyor. Zam politikalarını değerlendirmemiz gerekiyor. Peki ne yapacağız?

 

Tüm yetkililer ekonomik büyümelerle övünüyor. Övündüğünüz ekonomik büyümeden emekli, memur, işçi, asgari ücretli ya da diğerleri  faydalanamıyorsa bunun anlamı yok ki. Enflasyon kadar zam yapmak sıfır zam yapmak demektir. 100 TL’nin 100 TL olarak kalmasını bile sağlayamazsınız enflasyon kadar zam yaptığınız takdirde.

 

İkinci ay itibariyle enflasyon memur ve emekliye verilen zam oranını aşmış. Bu farkı Temmuz’da alacağız. Nisan, Mayıs ve Haziran ayında enflasyon karşısındaki kayıplar nasıl telafi edilecek? Bu doğru bir yöntem değildir. Enflasyon farkı verilse bile kayıpları karşılamıyor. Bu bilimsel bir hesaptır.  Tüm bunlara rağmen özellikle Maliyenin ‘Enflasyona ezdirmedik’ söylemi çok doğru değildir. Siz, memuru enflasyona ezdirdiniz.  

 

Yüzde 5,6’lık bir büyüme olmuş 11 yılda. Peki buna rağmen dar ve sabit gelirlilerin maaşlarında bu oranda artış oldu mu? Tabii ki olmadı. Demek ki, ekonomik büyüme maaşlara yansımamış. Elbette bu oranda yansımayabilir ama belli bir oranda bu yansıtılabilir maaşlara. Bir de bu büyümenin kalıcı ve enflasyon üzerinde olmasını sağlayabilmek için refah payı uygulaması yapılması lazım. Enflasyonun üzerinde en az iki puanlık bir refah payı uygulaması yapılabilir. Oransal bir zam yapılır bunun üzerine enflasyon farkı ödemesi ve refah payı uygulaması yapılabilir, ekonomik büyümenin vatandaşlarımıza sağlamak adına yüzde 5,6’lık bir ekonomik büyüme var ise bunu yüzde 2 oranında yansıtabiliriz. Ülke zenginleşirken vatandaşların alım gücünde de bir artış sağlanabilir. Bunun adına adil gelir dağılımı diyoruz. Bu yapılmadıkça adil gelir dağılımından söz edemezsiniz.

 

Türkiye Kamu-Sen vatanseverdir bir sivil toplum kuruluşudur. Önce ülkemiz, vatandaşımız diyoruz. Diyoruz ki,  ‘Ekonomik küçülme varsa ondan da payımızı alalım’ İlle de zam demiyoruz. ‘Küçülmeden de bize düşen payı ve bedeli biz öderiz” diyoruz. ‘Ülke batsın ama ben zam alayım’. Böyle bir mantık yok bizde. Madem iddia edildiği gibi reel olarak ekonomi büyüyorsa biz de büyümeden payımızı da istiyoruz. Masa başı oyunlarla sendikacılığın iğdiş edilmesine razı değiliz. Mesele isteyebilmektir. Hakkımızı alabilmektir.

 

KONCUK: BU ANLAYIŞLA DEVAM EDİLDİĞİ SÜRECE O MASADAN HİÇ BİR SONUÇ ALINAMAZ

 

Yaklaşan toplu sözleşme sürecini değerlendiren Genel Başkan İsmail Koncuk, geride kalan toplu sözleşmenin hala 20 maddesinin uygulanmadığını belirtti. Koncuk, “Ben hiç bir zaman umutsuz olmadım. Geçtiğimiz gün bir anket yaptım Twitter’dan ve şu soruyu sordum; ‘2017 yılında yapılacak Toplu Sözleşmede yetkili konfederasyonun kamu çalışanlarına ekonomik ve sosyal kazanımlar sağlama konusunda cesaretle mücadele edeceğine inanıyor musunuz?’ Yetkili konfederasyonun yaklaşık 1 milyon üyesi olan bir sendika var ama ankete katılanların ancak yüzde 9’u bu mücadeleyi yapacaklarına inanıyor, ama yüzde 91’i ‘İnanmıyorum’ diyor. Benim güveniyorum demem bir şey ifade etmez. O masaya güvensiz oturmak doğru olmaz ama yapılanlar ve olumsuzluklar ortadayken, toplu sözleşme metinlerinin uygulanması gereken metinler olması gerekirken, hala 20 madde uygulanmazken ve ortada bu tablo varken bu sendikanın yapacağı görüşmelerin sonucu nasıl olur? 1 milyon üyesi olan bu sendikanın etkisi ne kadar? Ankette insanların yüzde 9’u güven duyuyor bunlara. Aslında bu durum sendikacılığa da zarar veren bir durumdur.

 

Kamu çalışanlarının da artık, ‘Maden güven duymuyorum o zaman burada ne işim var’ diye sorgulamasının zamanı gelmiştir.

 

Toplu sözleşme metni,  sulandırılmaması gereken bir metindir.  Mesela bir örnekle anlatmak isterim bu söylediğim şeyi, Toplu sözleşme metnine bir madde konulmuş, ‘Kültür Bakanlığı çalışanlarının ekonomik durumlarının düzeltilmesi’ diye. İçeriği boş ucu açık bir ifade.  O dönem sayın Süleyman Soylu Çalışma Bakanı. Kendisi dedi ki, “Ben bu maddenin nesini uygulayım?”  Ben o sendikanın yetkililerinin yüzlerine de bunu anlattım. O konfederasyondan bir yetkili şunu söyledi, “Kültür sendikamızın yetkilisi, ‘Bizimle alakalı da bir şey olsun’ dedi bizde böyle bir maddeyi yazdırdık” Yani maddenin uygulanmayacağını biliyorduk ama ‘Tribünlere oynadık’ diyor açıkça.  Bunu yazdıran yetkili sendika yazdırıyor, Maliye’de kabul ediyor. Böylesine gayri ciddi bir metin olur mu? Bir başka örnek,  Fiili hizmet zammı ile ilgili çalışma yapılacak. yani ‘Saldım çayıra mevlam kayıra’ Yani yıpranma meselesi bu. Bu bir madde 2015’de yazıldı ama yeni toplu sözleşme geliyor ama hala bu maddelerle ilgili bir şey yok. KİT’lerde çalışanların ücret gruplarının 5’ten 3’e düşürülmesi, 31.01.2016 tarihine kadar çalışmaların tamamlanması gerekiyordu ama hala ortada bir şey yok.

 

Mart ayında yapılan KPDK’da sayın Bakan Müezzinoğlu, ‘Uygulanmayan maddelerden ikisini 1 ay içinde hayata geçirelim’ dedi. Bu maddelerden biri KİT’lerdeki ücret gruplarının beşten üçe düşürülmesi kararı, diğeri ise havacılık tazminatları konusu idi. Peki aslında bunlar ne zaman hayata geçecekti? Toplu sözleşmenin imzalandığı sonra 2015 yılının sonunda. Birisi 31.01.2016’da diğeri ise daha önce hayata geçecekti. 2017 Mart ayındaki KPDK’da, yani aradan 16 ay geçmiş maddeler uygulanmamış sayın Bakan “Bunu 1 ay içinde uygulayalım” diyor. Bunlar kanun gereği mutlaka uygulanması gerekirken, siz 16 aydır bunu uygulamamışsınız, bugün ‘1 ay içinde uygulayalım’ diyorsunuz. Ben o sendikanın Genel Başkanı olsam çıkar bunları söylerim ama o yetkili sendikanın Genel Başkanı ne dedi biliyor musunuz? ‘Sayın Bakanım çok teşekkür ediyorum…’ Dayanamadım ve ‘Neye teşekkür ediyorsunuz, bu maddeleri 16 aydır uygulamayan bir anlayış var bunu eleştirmemiz gerekirken 1 ay içinde uygulayalım diyen sayın Bakana mı teşekkür ediyorsun?’ dedim. Değerli arkadaşlarım, hangi aydayız? Haziran. Sayın Bakan bunu söylediğinde Mart ayındaydık, Nisan geçti, Mayıs geçti ve şu an Haziran. İki buçuk ay geçmiş. Aslında 216 yılının Kasım ayında yapılan toplantıda benzeri söz yine verildi, ardından Mart ayında  yine söz verildi hatta bunların üzerine yetkili konfederasyon teşekkür etmiş ama halen o söz yerine getirilmemiştir. Sayın Bakan söz verdi diye Twitter’dan duyurup ‘Bunu elde ettik’ yazdılar, sen bunu 2015 yılının toplu sözleşmesinde elde ettin ama uygulanmasını sağlayamadın.

 

Madem sendikacıyız eksik ve kusurlarımızı söyleyelim. Bu işi yapacaksak adam gibi yapalım kamu çalışanları sendikal tercihlerine dikkat etmelidir. Bu anlayışla devam edildiği sürece hiç bir sonuç alınamaz.

 

Ben 35 yıllık öğretmen ve bir memur olarak söylüyorum böyle sendikacılık olmaz. Bunu kamu çalışanlarının bizzat kendi iradesi sağlayacak. Atatürk’ün Amasya tamiminde çok güzel bir sözü var, ‘Milletin geleceğini ancak milletin azim ve kararı kurtaracaktır’ diyor. Bende diyorum ki, “Kamu çalışanlarının geleceğini ancak kamu çalışanlarının azim ve  kararı kurtaracaktır” Bu anlayışı değiştirmezsek bugün o yarın bu aldatır bu sürer gider. Biz doğruları söylemek zorundayız” dedi.

 

KONCUK: HER ALANDA FARKLI PARALEL YAPILANMALARA İZİN VERİLMEMELİ

 

İş güvencesi ve performans sistemini de değerlendiren Koncuk, “Türkiye’nin iyi bir yönetici atama sistemine ihtiyacı var” dedi. Koncuk, “Sayın Başbakan Binali Yıldırım’ın 16 Nisan’dan önce verdiği bir söz var, “İş güvencesine yönelik böyle bir çalışma olmayacak” dedi. Bu sözün değişmeyeceğine inanıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı da bu söze itibar etmeli, memurun iş güvencesi lafından vazgeçilmelidir. Ne yapacaksınız? Memuru, işçi mi yoksa sözleşmeli mi yapacaksınız? Kamu düzenini alt üst etmekten başka ne işe yarayacak bu?

 

Performans iyi bir yönetici  atama sistemi ile olur. Yönetici sistemini oturtmamız lazım. Donanımlı, liyakatli insanları bulalım ki çalışanlardan performans isteyelim. Liyakatsiz adam yönetecek, kaliteli iş bekleyeceksin, böyle bir şey olmaz. Makamında traş olan il müdürü var bu ülkede. Makamın berber salonu mu? Bu insanlarla yöneticilik makamları dolarsa sonuçlar bu olur.

 

15 Temmuz’da alçak bir darbe girişimi yaşadık. Paralel bir yapının oluşturduğu kokuşmuş bir sistem sonucu bu hale geldik. Devlet içinde devlet iddiasında olanlar yaptı bunu. Şimdi herkes bunun yanlış olduğunu söylüyor. Peki kamuda alenen paralel düzen oluşturmuş olan başka bir kirli bir yapı yok mu? Bu paralel yapıdan bu kadar çeken bir siyasi parti kamuda başka paralellere neden izin veriyor? Bunu görmeyen ya kör ya da sağırdır. Bu ülke bizim, vakıf, sendika, cemaat, dernek her neyse kanunların üzerinde bir yetki ile hareket eden hiç bir paralel yapılanmaya müsaade edilmemeli. Liyakatsizlerin bu ülkeyi yönetmesine izin verilmemeli. Bu ülkede yaşanan olumsuzluklar hepimizi ilgilendirmeli ve çözümünde de beraber olmalıyız.

 

Sayın Başbakan geçtiğimiz gün “Ortak akılla bu ülke yönetilmeli” dedi. Elbette ortak aklı oluşturalım. Elimizi taşın altına koyalım ama atılacak en öncelikli adım  önce ayrımcılığın ortadan kaldırılması olmalıdır. Kimsenin farklı yetkileri olmamalı. Donanım ve bilgi esas olsun bakın o zaman bu sistemle sorunlar bakın nasıl çözülüyor” dedi.  

 

KONCUK: “KOMİSYONA 10’AR HUKUKÇU VERELİM” TEKLİFİM HALA GEÇERLİDİR

 

OHAL Komisyonu’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkan İsmail Koncuk, “110 bin civarı ihraç var. 7 kişilik komisyon 110 bin ihracın göreve iadesinde nasıl bir karar verecek? Bence komisyon üyeleri de bilmiyor” dedi. Koncuk, “Sayın Başbakan dedi ki, ‘Ohal komisyonunu kurduk, gerisi onların işi’ bu doğru ve yakışık alan bir cümle değil. Böyle olmaz. OHAL komisyonu nasıl karar verecek? 110 bin civarı ihraç var. 7 kişilik komisyon 110 bin ihracın göreve iadesinde nasıl bir karar verecek? Bence komisyon üyeleri de bilmiyor. Belli kriterler var. Bir bankaya para yatırmak, cemaate yakın bir sendikaya üye olmak, bylock kullanmak ve ihbarlar…Elde hukuki anlamda evrensel hukukun kabul ettiği ya da TCK’nın gerektirdiği bir usulle bir delil aranmamış. Meslekten atılmasını gerektiren sonuçlar doğurmuyor bunlar. Fiilen devlete karşı bir kalkışmanın içerisinde  olan bir yapının içine girmiş, destek vermiş ise bunların atılmasına sonuna kadar destek verdiğimizi her zaman ifade ediyoruz. FETÖ ile bir şekilde darbe esnasında dirsek temasında bulunanlar kimse bunlar cezasını bulsun.

 

Bizzat sayın Cumhurbaşkanı tarafından formülize edilen, Üstü ihanet, ortası ticaret alt tarafı ibadet diye bir kategorizelendirme var. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Ama şu an var olan muallak kriterlerle ve her kurumun sergilediği farklı uygulamalar ile OHAL komisyonunun beklenen sağlıklı bir kararı verebilme ihtimali yok. Yani bu kriterler olduğu sürece anladığımız anlamda evrensel hukuktan uzak durulduğu sürece bizim bu problemi çözme durumumuz söz konusu değil. FETÖ’nün belini de kırın, kafasını da koparın ama mesele doğruyu yapabilmek. Devlet, her durumda hukuki olma vasfıyla başka oluşumlardan ayrılır. Adalet Devletin temelidir. Dolayısıyla bu çizgini her koşulda korunması elzemdir. Çok insan tanıyorum bu yapıyla işi olmayan ama mesleklerinden ihraç edildiler. Bu körün taşı yöntemi ile şu anda mücadele yapılmakta. Bu doğru değil. Valilikler bir çok insanı açığa aldı ve Valiler hala başlatmıyor. Neden başlatmıyorsun? Yetkisini kullanmıyor çünkü onlar da başıma bir şey gelir mi endişesi içinde. Savcı, Hakim, Bakan…Hepsi endişe içinde. Böyle devam ederse o zaman problem çözülmez.

 

FETÖ mücadelesi sonuna kadar sürmeli, devlet içinde devlete asla müsaade edilmemeli. Bu devlet hepimizin devleti. Bu mücadeleyi hep birlikte verelim, bizimde katkımız olsun. Mesela 7 kişilik komisyon var sekreteryası nasıl olacak, kimlerden olacak? Ben teklifte bulunmuştum, 3 büyük konfederasyon 10’ar kişilik hukukçu versin, maaşlarını da biz verelim, çalışmalar şeffaf olsun dedim. Hala da aynı noktadayım, problemler çözülsün. İnsanları yokluğa terk ederek bir yere varılamaz. Aç bırakmayacaksınız ama kontrolü her zaman elinizde tutacaksınız” dedi.

 

Genel Başkan İsmail Koncuk sözleşmeli öğretmenler konusuna da değinerek; Sözleşmeli öğretmenler sayın Bakan ve Müsteşar duyacak bizi. Eş ve özür durumları ilk etapta bu problemler ortadan kaldırılmalı. Mülakatla öğretmen atama yöntemi olmaz, hepimiz sıkıntı yaşarız, bundan vazgeçilmelidir” şeklinde konuştu.

 

GENEL BAŞKANIN AÇIKLAMALARI İÇİN TIKLAYINIZ.




RESİMLER