TÜRKMEN KATLİAMINI PROTESTO BASIN AÇIKLAMASI METNİ 18 HAZİRAN 2014

 Değerli basın mensupları, insanlığını kaybetmemiş, vicdanı körelmemiş, yüreği taşlaşmamış kamu görevlisi arkadaşlarım,

Türk milleti olarak kara günler yaşıyoruz. Dünyanın dört bir yanında Türklere soykırım uygulanıyor.

Ama hükümetin kılı kıpırdamıyor. 

Milletimizin büyük çoğunluğu olayların farkında bile değil; günü kurtarma telaşına düşmüş durumda.

Sözde dünya liderliğine soyunarak, Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlığını ve emperyalist planların taşeronluğunu yapanlar, içinde bulunduğumuz coğrafyanın kan gölüne dönmesine de sessiz kaldılar.

Stratejik derinlik söylemi, Türk milletini yutan dipsiz bir kuyuya dönüştü. Musul’da Türk Konsolosluğu, tek bir mermi dahi sıkılmadan teröristlere teslim edildi.

Konsolosumuz da dâhil olmak üzere askerlerimiz ve konsolosluk çalışanlarımız, kamu görevlilerimiz teröristlere rehin düştüler. 

Binlerce yıllık Türk kenti Telafer’de insanlık dışı bir dram yaşanıyor.  Ama bir tek yetkili çıkıp, Türkmen soydaşlarımızla ilgili bir açıklama yapamıyor.

Yolsuzlukları ortaya çıkarmak için operasyon yapan savcıya, askere, polise, kamu görevlisine; hakkını aramak için bir araya gelen vatandaşlarımıza terörist diyen ama yüzlerce insanı çukurlara doldurup, toplu katliam yapanlara, kör bıçakla kelle kesen katillere terörist diyemeyen yetkililer var.

Anlaşılan odur ki, birilerinin efeliği ancak ellerlinde Türk bayraklarıyla hak arayan vatandaşlarımıza, memurlarımıza söküyor. Ülkenin Batısında Ali kıran, baş kesenler, Sivas’ın doğusunda, sınırlarımızın dışında, süt dökmüş kediye dönüyor.

İşte bu yüzden yıllardır yurt dışında yaşayan soydaşlarımız büyük bir ihmalin ve dışlanmışlığın kurbanı olmaktadır.

Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımın ardından, Musul’da konsolosluğumuza yapılan baskın ve Türkmen kenti Telafer’de soydaşlarımızın yaşadığı zulüm artık sabırlarımızı taşırmıştır.

Kerkük, Musul, Telafer, Tuzhurmatu gibi Türkmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı kentlerde peş peşe yaşanan olaylar, bu coğrafya’da Türk isminin silinmesi için çabalayan şer odaklarının bir planıdır. İçimizi yakan ise bu hain plana seyirci kalan ve hatta payanda olan idarecilerdir.

Yüzyıllardır Türkmen kardeşlerimizin yaşadığı bu topraklardan sürülmesi, ırzlarının ayaklar altına alınması,  katledilmesi; vicdanı olan her insanın içini kanatmaktadır.  

Stratejik derinlik sloganıyla uygulanan yanlış dış politika neticesinde, Türkmen kardeşlerimiz de sözde değerli yalnızlığa terk edilmiştir.

Bölgede IŞİD adında bir terör örgütü peydah olmuş, Müslümanlık ve Cihad adı altında Türkmenleri ve Türk vatandaşlarını hedef almaktadır. Peşmerge, yıllardır soydaşlarımıza zulmetmektedir.

Terör örgütü bölgede kendine bir yer edinmiş ve Türk adını silmeye çalışmaktadır. Ne yazık ki, bölgedeki kardeşlerimiz tam bir ateş çemberinin ortasında bırakılmıştır.

Tüm bunların karşısında Türkiye Cumhuriyetini yöneten siyasi irade ise kınama mesajları ile yetinmekte, olan biteni sineye çekmektedir.

Türkmenler üzerinde uygulanan bu katliama ne Hükümetin ne de dünya devletlerinin seyirci kalması asla kabul edilemez. Dicle kenarında bir koyun kaybolsa hesabının kendilerinden sorulacağını ifade edenler acaba Türkmenelindeki soydaşlarımızı ne olarak görmektedirler?

Telafer’de katledilen soydaşımız, Musul’da esir tutulan 8 aylık bebeğimiz, Tuzhurmatu’da ayaklar altına alınan ırzımız, namusumuz; Mısır’dakinden, Filistin’dekinden daha mı değersizdir?

Türkemenlinde katledilenlerin ismi Rabia olmadığı için mi, birilerinin kılı kıpırdamamakta, gözyaşı vampirleri, yitip giden canlarımıza bir damla gözyaşını çok görmektedir? 

Adana’da durdurulan TIR’larda Türkmenlere yardım yapıldığı söylenmişti. Bu yardımlar nerededir?

IŞİD terör örgütünün elemanlarının Türkiye’de tedavi edildiğine dair iddialar doğru mudur?

Ne acıdır ki, ülkemizi yönetenler bölgeyi kan gölüne çeviren, toplu katliamlar yapan terör örgütü IŞİD’i hala “Terörist” olarak değil “IŞİD UNSURLARI” olarak tanımlamaktadırlar.

Bugün bayrağımız yerlere indirilmiş, konsolosluk topraklarımız işgal edilmiş, vatandaşlarımız, askerlerimiz, memurlarımız esir alınmış, soydaşlarımız ise sürgün yollarına düşürülmüştür.

Acı her geçen gün artarak devam etmekte, bölge adım adım felakete sürüklenmektedir.

Basına sansür uygulayarak felaketi yok saymak, stratejik derinlikten öteye, stratejik sığlıktır.

Yaşanan drama, vahşete, katliama; mezhepçilik gibi dar bir pencereden bakarak, bölgede hain emellere hizmet edecek sözde bir devlet kurulmasına göz yummak, Türkmen kardeşlerimizi bu zor günlerinde kaderine terk etmek affedilmeyecek tarihi bir hata olacaktır.

Kıymetli arkadaşlar;

Türkleri yok sayan, milliyetçiliği ayaklar altına alan, çevresindeki ülkelerin istikrarsızlaştırılmasına ve bölünmesine göz yummak suretiyle büyük devlet olunacağına inanan anlayış, koca bir milleti kaderine terk etmiştir. 

Siyasi iktidar, teröristleri muhatap alır olmuş; devlet içeride ve dışarıda teröristlerle pazarlık masasına oturmak zorunda bırakılmıştır.

Bu iktidar, teröristlerle pazarlık yapmayı alışkanlık haline getirmiştir.

Görülüyor ki idareciler, uyguladıkları yanlış politikalar sonucunda dar bir siyaset çerçevesine sıkışmışlardır.

Kime ne sözler verdiniz? Kimlerle neyin pazarlığını yapıyorsunuz? Kimden korkuyor; neden susuyorsunuz?

Açıklayın, özür dileyin, tövbe edin, gereğini yapın! Türk milleti arkanızda olacaktır.

Bu vatanın gönlümüzdeki sınırları, Türk’ün yaşadığı en uzak yerden başlar.

Dünyanın neresinde bir Türk’ün burnu kanasa, bizim yüreğimize kan damlar.

Hiç kimsenin bu milletin içini yakmaya, soydaşlarımızı yalnız ve çaresiz bırakmaya ve bir terör örgütünün insafına terk etmeye hakkı yoktur.

Türk devleti, büyük olacaksa sınırlarımız dışındaki kardeşlerimizle büyüyecektir. 

Türkiye, dünyanın neresinde olursa olsun, bütün soydaşlarımıza sahip çıkmak zorundadır. 

Tarih bu sorumluluğu Türkiye Cumhuriyeti’nin omuzlarına yüklemiştir.

Bu nedenle bu devletin politikası değerli yalnızlığı kaldırmaz; milliyetçi bir bakış, onurlu bir duruş, ilkeli bir yaklaşım ister.

Bölgede yaşananlara, başta Türk Hükümeti olmak üzere tüm dünya devletleri kısa zamanda müdahale etmeli ve Irak’ın toprak bütünlüğü derhal sağlanmalıdır.

Türkiye Kamu-Sen olarak Mısır’da iç çatışmada ölen bir çocuk için aylarca eylem yapıp, mitinglerde gözyaşı döküp;  Türkmen katliamına sessiz kalanları şiddetle ve nefretle kınıyoruz. 

Yolsuzluk operasyonunu sonlandırmak için “ölümü göze aldık” diyerek, kefen giyip miting yapanları, bir kerecik olsun bir Türk için de eylem yapmaya davet ediyoruz.      

Soy birliğimiz, dil birliğimiz, kültür birliğimiz, tarih birliğimiz, kader birliğimiz olan; kısacası biz olan Türkmenleri sözde stratejik derinliğin girdaplarına teslim eden anlayışı protesto ediyoruz.  

Türk milleti uyan, kardeşin katlediliyor!

Bu katliama seyirci mi kalacağız; elimize kardeş kanı mı bulaştıracağız?

Yerin dibine geçsin derin stratejiler, değerli yalnızlıklar!

Kahrolsun zalimin dizi dibine oturup, zulme sessiz kalanlar!

Kırılsın Türk’e saldıran eller!

Yok olsun Türklüğe kefen biçen hainler!

Yuh olsun, eli kanlı canilere terörist diyemeyenlere!

Lanet olsun İslam’ı yozlaştıranlara, eline masum kanı bulaştıranlara!  

 “Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan.

Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!”

diyor,   katılımızdan dolayı hepinize teşekkür ediyorum.